Az önce bir kardeşimin bloğunu okurken yine bu yaramıza rastladım.Yazacak,söylenecek o kadar çok şey var ki bu konuda....
Ben kendi açımdan düşündüklerimi sizle de paylaşmak isterim.Yanlışım varsa kusura bakmayın.Hakkınızı da helal edin...
Ara sıra düşünüyorum da bu bir sorun değil bence.Bu tam bir cahillik,bilgisizlik...Ya kimin haddinedir ki Allah'ın koyduğu bir emri sorgulamak?Kafalarına göre "Başörtüsü de neymiş canım?Ne demekmiş?Bunların tek amacı cumhuriyeti yıpratmak!...."derken nerden cesaret alıyorlar bilmiyorum.Allah'tan korkan bunu söyleyebilir mi hiç?Ayrıca cumhuriyetin yıpranması da burada düpedüz kışkırtmadır.Bilmezler ki o beğenmedikleri,cahil,geri kafalı olarak tanımladıkları kişiler olmasaydı şu anda bu devlet hala ayakta duruyor olamazdı!Olmazdı...Ama bilmezler.Küfre devam ederler.
Anlamıyorum.Hepimiz ara sıra televizyonu açıp filmler izliyoruz.Ya da ne bileyim en azından bir sinemaya gidiyoruz yabancı fimler seyrediyoruz.Ben daha kilisenin,rahiblerin,rahibelerin karışmadığı bir filme rastlamadım.Onlar dinlerini rahatça yaşayabiliyor.Onların dini sembollerini izlerken rahatsız olmuyoruz.Yeri geliyor,kilisenin koruyuculuğundan,şeytenın oraya giremediğinden ortaya çıkan onlarca senaryo oluyor,filmi çekiliyor.Yok mu???
Ama hiç kimse özellikle de bu başörtüsünü kendine düşman edinenler çıkıp da "Ya şuna bak.Resmen din propagandası yapmışlar.Aptallar!Geri kafalılar!" demiyor.Bilakis bu filmler beğeniliyor.Gişe rekorları kırıyor!!!Anlaşılır gibi değil!!!
Bir de düşünün Türk yapımı bir filmde cami,imam,türbanlı bir kadın,dua eden bir çocuk olduğunu.En az bir yıl konuşulur.Eleştiri yapmayan kalmaz!Hem de hiç olumlu eleştiriler yapılacağını sanmam!Çünkü nedir?Başörtüsü geri kafalılıktır(!)Ama rahibeler hiç göze batmaz!Dikkat edilse rahiblerin de başlarının kapalı olduğu görülür!!!
Tabi bilmiyorum,belki de basit mantık düşünüyorum.Ama o kadar sinirliyim ki bu konuda!Ya bir de demiyorlar mı "Bu başörtüsü de neyin nesir?Bu saç bu kadar değerli birşey olsaydı Allah niçin yaratsın?Bu kadar günah olsaydı...."diye?Bence bu hastalık ya!Ey cahil insan!Bir düşün bakalım namahrem yerlerini de kapatıp kollarsın!Bu mantığına göre çıplak gezmelisin!Çünkü o zaman Allah yaratmazdı!Hani çok günah birşey olsa
Bunun önüne nasıl geçilecek bilmiyorum.Ve aslını söylemek gerekirse ben rahatsızım bu konudan.Ben dinimi doyasıya yaşamak istiyorum.Engelsiz yaşamak istiyorum.Bu ülkede madem din ve vicdan özgürlüğü varmış,madem biz dinimizi terk edip de Hıristiyan olan birine tepki gösteremiyor,onun özgürlüğünü kıstlayamıyoruz o zaman bize de rahat versinler de biz de din ve vicdan özgürlüğümüzü son demine kadar kullanalım!Kızlar mini etek,yok yok pardon eteksiz olarak üniversiteye girebiliyorlarsa örtülü olarak da girmeliler.Biri çıkıp da karşıma "Mini etekle girmek yasak zaten!" demesin.Biliyoruz biz o yasağı!
Hatam varsa tekrar özür dilerim kardeşler.Hakkınızı helal edin.Allah'a emanet olun...
Sen yoktun...
Hz Âdem’deydi nurun
Önce cenneti,
Sonra yeryüzünü şereflendirdin.
Âdem nuruna affedildi
Arafat bu affa şâhitti
Sen yoktun
Nuh’un gemisindeydi Nurun...
Dalgalar yeryüzünü boğarken
Taprağın bağrındaki su
Gökyüzüyle buluşurken
Ve bu bir ilahi azap derken,
Allah nurunu taşıdı binbir sebeple
Tûfan, nurunu selamladı edeple...
Sen yoktun...
İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden
“Rabbimiz” dedi,
“Onlara kendi içlerinden
Senin ayetlerini okuyacak
Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,
Onları temizleyecek bir elçi gönder,
Amin dedi on sekiz bin âlem
Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak
Amin dedi İsmail.
Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı
Medine’den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.
Sen yoktun...
Hz.İsa “Ahmed” diye muştuladı seni
Alemlerin efendisi diye sana seslendi.
Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine..
Çünkü bu âlemin reisi geliyor...
Bekleyin Ahmed geliyor.
Kainata rahmet geliyor.
Havarilerin yüzünü okşayan,
Ölüleri dirilten bir nefes oldun
Ama sen yoktun...
Sen yoktun Sultânım,
Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun
Başı eğik gezerdi mazlum
Kuteyle göklerden seni sorardı
Varaka seni arardı semada
Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.
Ağlayarak süslediler ölüme...
Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.
Sen yokken,
Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.
Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.
Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...
En son çocuk atılırken çukura
Annesinin suretinde bir melek tuttu onu
Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi.
Melekler süslüyordu hirâyı.
Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,
Efendisine hazırlanıyordu mekke.
Âlem Efendisine hazırlanıyordu
Kainatın gözü Hz. Aminedeydi.
Toprak yalvarıyordu rabbine,
Allahım gönder artık diyordu.
Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada
Ve bir gelişin vardı ya rasulallah,
Bir inişin vardı yer yüzüne...
Önünde cebrail!
Ardında yalın kılıç melekler!
Bir inişin vardı yer yüzüne...
Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de
Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.
Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.
Herşey sus pus olmuştu.
Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay!
Kainat bir isim duymak istiyordu.
Ve bir ses yükseldi Âmine’nin evinden;
Muhammed!
Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.
Muhammed!
Melekler öptü o nurdan ellerini.
Muhammed!
Seni yaratan Allah’a kurbânız ey dürri yekta!
Sana o adı veren rahmana kurbanız
Artık sen vardın
Susuz topraklara rahmet indi seninle
Annenden sonra anne halime sevindi seninle
Yağmura mı ihtiyaç var?
Kaldır şehadet parmağını,
Yağmurları salsın Allah.
Sonra tut ağacın yaprağını,
Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.
Yeterki sen iste,
Sen iste yarasulallah
Deki ben kimim?
Dağlar, taşlar dile gelsin,
Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,
Ente Rasulullah desin.
Sen vardın
Bedir kârdı,
Uhut dardı
Hendek yârdı.
Yiğitlerin vardı.
Ölmek için yarışan yiğitler...
Hele bir enesin vardı senin.
Enes bin malik...
Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,
Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu.
Onlar da
“Allah’ın Rasulü öldürülmüş deyince
Enes kükremiş:
“ Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?
Kalkın ve O’nun gibi ölün! Demişti.
Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.
Hem de ne şehit ey nebi!
Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.
Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...
Musab Bin Umeyr’in vardı senin.
Uhut’ta sancağını taşıyan.
Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki
Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi.
Ebu hureyren vardı...
Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı.
Sen anlardın,
Ya Ebâhir gel! Derdin.
Ve sen gittin...
Bir gidişle gittin
Ardında hüznün kaldı.
Hasretin kaldı göklerde.
Bilal ezan okuyamaz oldu
Ne zaman teşebbüs etse
Muhammed rasulullah demeye
Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.
Sonra günler ay,
Aylar yıl oldu.
Ve asırlar oldu
Sensizliğe açtık gözlerimizi.
Ama sen bırakmazsın bizi.
Sen varsın ey şehitlerin sultanı
Sen varsın!
Bir şehit bile ölmezken
Sana nasıl yok deriz.
Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip
Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin.
Ne anam var ne babam...
Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden .
Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah!
Bırakma bizi ki; Allah;
Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor.
Bırakma bizi!
Hayatı seninle öğretti Rahman.
Kulluğu seninle tanıdık.
Duayı senden öğrendik sevgili!
Hz Ömer umre için senden izin isteyince,
“Kardeşcik” dedin ona,
Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın?
Bizler Ömer değiliz ama
Bütün dualarımız senin için
Ey Rabbimiz!
Rasulünü anışımızdan haberdar et!
O’na binler salat, binler selam!
Habibine Makam-ı Mahmut’u ver
O’na vesileyi lutfet.
O’nu refik-i Âlâya yükselt
Bizi de affet
O’nun hatrına affet
Zatının hatrına Affet.
Dursun Ali Erzincanlı