başörtüsü...

  • 20/6/2006

    Az önce bir kardeşimin bloğunu okurken yine bu yaramıza rastladım.Yazacak,söylenecek o kadar çok şey var ki bu konuda....

    Ben kendi açımdan düşündüklerimi sizle de paylaşmak isterim.Yanlışım varsa kusura bakmayın.Hakkınızı da helal edin...

    Ara sıra düşünüyorum da bu bir sorun değil bence.Bu tam bir cahillik,bilgisizlik...Ya kimin haddinedir ki Allah'ın koyduğu bir emri sorgulamak?Kafalarına göre "Başörtüsü de neymiş canım?Ne demekmiş?Bunların tek amacı cumhuriyeti yıpratmak!...."derken nerden cesaret alıyorlar bilmiyorum.Allah'tan korkan bunu söyleyebilir mi hiç?Ayrıca cumhuriyetin yıpranması da burada düpedüz kışkırtmadır.Bilmezler ki o beğenmedikleri,cahil,geri kafalı olarak tanımladıkları kişiler olmasaydı şu anda bu devlet hala ayakta duruyor olamazdı!Olmazdı...Ama bilmezler.Küfre devam ederler.

     Anlamıyorum.Hepimiz ara sıra televizyonu açıp filmler izliyoruz.Ya da ne bileyim en azından bir sinemaya gidiyoruz yabancı fimler seyrediyoruz.Ben daha kilisenin,rahiblerin,rahibelerin karışmadığı bir filme rastlamadım.Onlar dinlerini rahatça yaşayabiliyor.Onların dini sembollerini izlerken rahatsız olmuyoruz.Yeri geliyor,kilisenin koruyuculuğundan,şeytenın oraya giremediğinden ortaya çıkan onlarca senaryo oluyor,filmi çekiliyor.Yok mu???

     Ama hiç kimse özellikle de bu başörtüsünü kendine düşman edinenler çıkıp da "Ya şuna bak.Resmen din propagandası yapmışlar.Aptallar!Geri kafalılar!" demiyor.Bilakis bu filmler beğeniliyor.Gişe rekorları kırıyor!!!Anlaşılır gibi değil!!!

     Bir de düşünün Türk yapımı bir filmde cami,imam,türbanlı bir kadın,dua eden bir çocuk olduğunu.En az bir yıl konuşulur.Eleştiri yapmayan kalmaz!Hem de hiç olumlu eleştiriler yapılacağını sanmam!Çünkü nedir?Başörtüsü geri kafalılıktır(!)Ama rahibeler hiç göze batmaz!Dikkat edilse rahiblerin de başlarının kapalı olduğu görülür!!!

    Tabi bilmiyorum,belki de basit mantık düşünüyorum.Ama o kadar sinirliyim ki bu konuda!Ya bir de demiyorlar mı "Bu başörtüsü de neyin nesir?Bu saç bu kadar değerli birşey olsaydı Allah niçin yaratsın?Bu kadar günah olsaydı...."diye?Bence bu hastalık ya!Ey cahil insan!Bir düşün bakalım namahrem yerlerini de kapatıp kollarsın!Bu mantığına göre çıplak gezmelisin!Çünkü o zaman Allah yaratmazdı!Hani çok günah birşey olsa

    Bunun önüne nasıl geçilecek bilmiyorum.Ve aslını söylemek gerekirse ben rahatsızım bu konudan.Ben dinimi doyasıya yaşamak istiyorum.Engelsiz yaşamak istiyorum.Bu ülkede madem din ve vicdan özgürlüğü varmış,madem biz dinimizi terk edip de Hıristiyan olan birine tepki gösteremiyor,onun özgürlüğünü kıstlayamıyoruz o zaman bize de rahat versinler de biz de din ve vicdan özgürlüğümüzü son demine kadar kullanalım!Kızlar mini etek,yok yok pardon eteksiz olarak üniversiteye girebiliyorlarsa örtülü olarak da girmeliler.Biri çıkıp da karşıma "Mini etekle girmek yasak zaten!" demesin.Biliyoruz biz o yasağı!

     Hatam varsa tekrar özür dilerim kardeşler.Hakkınızı helal edin.Allah'a emanet olun...

SEN YOKTUN

  • 15/6/2006

Sen yoktun...

Hz Âdem’deydi nurun

Önce cenneti,

Sonra yeryüzünü şereflendirdin.

Âdem nuruna affedildi

Arafat bu affa şâhitti

 

Sen yoktun

Nuh’un gemisindeydi Nurun...

Dalgalar yeryüzünü boğarken

Taprağın bağrındaki su

Gökyüzüyle buluşurken

Ve bu bir ilahi azap derken,

Allah nurunu taşıdı binbir sebeple

Tûfan, nurunu selamladı  edeple...

  

Sen yoktun...

Hz.İsmail’in alnındaydı Nurun

İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden

“Rabbimiz” dedi,

“Onlara kendi içlerinden

Senin ayetlerini okuyacak

Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,

Onları temizleyecek bir elçi gönder,

Amin dedi on sekiz bin âlem

Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak

Amin dedi İsmail.

Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı

Medine’den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.

 

Sen yoktun...

Hz.İsa “Ahmed” diye muştuladı seni

Alemlerin efendisi diye sana seslendi.

Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine..

Çünkü bu âlemin reisi geliyor...

Bekleyin Ahmed geliyor.

Kainata rahmet geliyor.

Havarilerin yüzünü okşayan,

Ölüleri dirilten bir nefes oldun

Ama sen yoktun...

 

 

Sen yoktun Sultânım,

Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun   

Başı eğik gezerdi mazlum

Kuteyle göklerden seni sorardı

Varaka seni arardı semada

Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.

Ağlayarak süslediler ölüme...

Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.

Sen yokken,

Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.

Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.

Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...

En son çocuk atılırken çukura

Annesinin suretinde bir melek tuttu onu

Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi.

Melekler süslüyordu hirâyı.

Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,

Efendisine hazırlanıyordu mekke.

Âlem Efendisine hazırlanıyordu

Kainatın gözü Hz. Aminedeydi.

Toprak yalvarıyordu rabbine,

Allahım gönder artık diyordu.

Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada

 

 

Ve bir gelişin vardı ya rasulallah,

Bir inişin vardı yer yüzüne...

Önünde cebrail!

Ardında yalın kılıç melekler!

Bir inişin vardı yer yüzüne...

Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de

Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.

 

Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.

Herşey sus pus olmuştu.

Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay!

Kainat bir isim duymak istiyordu.

Ve bir ses yükseldi Âmine’nin evinden;

Muhammed!

Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.

Muhammed!

Melekler öptü o nurdan ellerini.

Muhammed!

Seni yaratan Allah’a kurbânız ey dürri yekta!

Sana o adı veren rahmana kurbanız

 

 

Artık sen vardın

Susuz topraklara rahmet indi seninle

Annenden sonra anne halime sevindi seninle

Yağmura mı ihtiyaç var?

Kaldır şehadet parmağını,

Yağmurları salsın Allah.

Sonra tut ağacın yaprağını,

Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.

Yeterki sen iste,

Sen iste yarasulallah

Deki ben kimim?

Dağlar, taşlar dile gelsin,

Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,

Ente Rasulullah desin.

 

Sen vardın

Bedir kârdı,

Uhut dardı

Hendek yârdı.

Yiğitlerin vardı.

Ölmek için yarışan yiğitler...

 

 

Hele bir enesin vardı senin.

Enes bin malik...

Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,

Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu.

Onlar da

“Allah’ın Rasulü öldürülmüş deyince

Enes kükremiş:

“ Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?

Kalkın ve O’nun gibi ölün! Demişti.

Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.

Hem de ne şehit  ey nebi!

Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.

Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...

 

Musab Bin Umeyr’in vardı senin.

Uhut’ta sancağını taşıyan.

Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki

Allah o gün  melekleri Musab’ın suretinde indirdi.

 

Ebu hureyren vardı...

Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı.

Sen anlardın,

Ya Ebâhir gel! Derdin.

 

 

Ve sen gittin...

Bir gidişle gittin

Ardında hüznün kaldı.

Hasretin kaldı göklerde.

Bilal ezan okuyamaz oldu

Ne zaman teşebbüs etse

Muhammed rasulullah demeye

Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.

 

Sonra günler ay,

Aylar yıl oldu.

Ve asırlar oldu

Sensizliğe açtık gözlerimizi.

Ama sen bırakmazsın bizi.

Sen varsın  ey şehitlerin sultanı

Sen varsın!

Bir şehit bile ölmezken

Sana nasıl yok deriz.

Ebutalip şama giderken  devesinin önüne geçip

Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin.

Ne anam var ne babam...

Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden .

 

 

Sensizliğin ızdırabıyla inleyen  ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah!

Bırakma bizi ki; Allah;

Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor.

Bırakma bizi!

Hayatı seninle öğretti Rahman.

Kulluğu seninle tanıdık.

Duayı senden öğrendik sevgili!

Hz Ömer umre için senden izin isteyince,

“Kardeşcik” dedin ona,

Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın?

Bizler Ömer değiliz ama

Bütün dualarımız senin için

 

Ey Rabbimiz!

Rasulünü anışımızdan haberdar et!

O’na binler salat, binler selam!

Habibine Makam-ı Mahmut’u ver

O’na vesileyi lutfet.

O’nu refik-i Âlâya yükselt

Bizi de affet

O’nun hatrına affet

Zatının hatrına Affet.

 

Dursun Ali Erzincanlı